Computerman .
Bilişim Danışmanı




ÖZEL HABER BOMBASI

Haber Özel 2006 'nın bombasını patlatacakmış. Bombanın patlamasına gerek yok. Veya artık Türkiye de patlayacak bombalarla kimse ilgilenmiyor. Daha doğrusu halk o bombaların içinde kendi iradesi ile yaşıyor. Patlayıp patlamaması halkı ilgilendirmiyor.

Muhtemelen Haber Özel'in patlatmayı düşündüğü bomba medyum veya cinci hoca bombasıdır.

Değilse hayatımda ilk kez yanılmış olacağım. İlk medyum gördüğümde 18 yaşındaydım. Ve en yakınımda bir er kişi idi.. Ayağa kalktım sağına soluna baktım ve demek medyum senin gibi normal insanlardan çıkıyor muş dedim.

Arkadaşım otur otur bizim kimseye zararımız yok dedi. Çok merak etmiştim hatta ben de medyum olabilirmiyim diye inceden inceye sordum. Ben sordukça o anlattı. O anlattıkça ben sordum. Derken gecenin bir yarısı oldu.

Bende misafirdi kalkmak istedi. Ben yine takıldım abi ne yoruluyorsun seni anında götürsünler evine dedim. Bak buna kızdılar dedi. Ve o anda evin ve binanın tüm elektrikleri şase yaptı ve evde ve binada elektrik patlamaları oldu.

Gülmekle korkmak arasında bir duygu ile sigortalara baktım. Sigortalar atmıştı. Tek tek sardım, şimdiki gibi otomatik sigorta yoktu….Sigortaları bağlayıp taktıktan sonra elektrikler geldi. Misafirim tebessümle ben endişe ile bakakaldık.

Kapıyı kapatıp televizyonun başına geçtim. Canım sıkıldı kütüphaneden bir kitap aldım başladım okumaya. Kitap baya iyi sarmıştı ki balkondan gelen darbuka sesleriyle irkildim. Önce rüzgar sandım. Balkona endişe ve korku ile baktım. Kimse yoktu ancak balkonda duran güğümü biri darbuka gibi çalıyordu.

İçimden dedim "ben kafayı yedim yada evi cinler bastı". Giden misafirimi telefonla aradım. Her halde seninkiler beni yalnız bırakmıyor, balkonda darbuka çalıyorlar dedim. Tamam ben hallederim dedi. Ancak halledemedi. Dedemden kalan bir Kur'an-ı Kerim vardı. O'nu açtım ve başladım okumaya. Ben okudukça sesler yükseliyor, yükseliyor beni artık korkutmaya başlamışlardı.

Ve bir anda bıçakla kesilir gibi sesler kesildi. Ben de şaşırmıştım. Okumayı bıraktım gürültü başladı, okudum kesildi. Bir saat Kur'an da ki o ayeti okudum. Sabah arkadaşa sordum. İyi ki o ayeti okumuşsun ve o ayete rastlamışsın sana çok kızmışlar dedi.

Daha sonra çok zor durumda kalan bir yakınım için gittim. Yakınım hiç bir sebep yokken bir anda felç olmuştu. İlginç bir şekilde bir saat içinde felç iyileşiyor ve solda ise sağ tarafa geçiyordu. Hastaneler doktorlar derken çaresiz komşudan duyduğumuz medyuma gittik. Medyum çocuğun cinlerle arkadaşlık kurduğunu söylüyordu. Ben çok saçma şeyler söylüyorsun biraz mantıklı şeyler söyle insanlar buraya çaresizlikten geliyorlar dedim.

Bana baktı ve elimden tuttu ve aya bakmamı istedi. Birlikte bahçeye çıkarak gökyüzündeki aya baktık…

Sen bana inanmıyorsun ama " O sarı kız, yakında senin canını okuyacak dedi. " Senin hakkından o gelir dedi.

Ben de ne sarı kızı falan dedimse de , görürsün dedi. Sen dik kafalısın ya o senden de dik kafalı bakalım ne yapacaksın dedi. Bende gülüp geçtim.

Çünkü medyumu yine bir yakınımın çaresiz kaldığı dönemde tanıdım. Yakınım telefonla konuşurken bir anda aklı dengesini yitirdi. Çocukları kesmeye kalkmıştı. Hemen eşini aradım ve eve gönderdim son anda çocukları elinden kurtarıp hastaneye yetiştirmiş.

Üç ay üniversite hastanesinde tedavi gördü. Kesinlikle bir lokma yemek yiyemiyordu. Baktık iyileşmiyor İzmir'e getirin dedik. Getirdiler. Geldiğinde benim tanıdığım kadın gitmiş ve yerine 20 kiloluk bir kadın gelmişti. Önce tanıyamadım. Başka biri sandım. Adımı söyleyince eyvah ne oldu böyle dedim. Hemen hastaneye götürdük. Doktorlar öyle yavaş ki anlatamam. Ortopedi doktoru arkadaşım vardı onu aradım. Arabasının aküsü bitmiş ama ilginç bir şekilde çalışmış. Geldi ve ilk olarak hemen bir yatak ve serum dedi.

Hemen yatırdık. Hemşire ve doktorlar bildik tavırlarla önce kükrediler. Arkadaş ben devlet hastanesinde doktorum, hasta yakınım izin verin dedi. Hemen serumlar geldi ve taktı. Bir tane bitti , banamısın demedi. Bir tane daha verelim bu hasta susuz kalmış dedi.

Diğeri yarıya geldiğinde kesti hadi sorun anlaşıldı. Serum alalım eve götürelim yarın benim hastanede bakarız dedi. Eve geldik bir serum daha taktı ve bittikten sonra kadın kendine gelmişti.

Çok ilginç bir hatıra olarak , o gün doktorlara güvenilmeyeceğini anladım. Üniversite hastanesinde yemek yiyemeyen, su içemeyen bir hastayı serumla besleyememişler ve bünye 3/2 oranında kayba uğramıştı.

Bir hafta içinde beğenmediğimiz devlet hastanesindeki doktorlar hastayı normale döndürdüler. Ancak hasta normal yolla yemek ve sıvı alamıyordu.

Psikiyatr ilaçları ve iki günde bir Psikiyatrisi görüyordu. Ama çok zor anlar yaşıyorduk. Tam otururken kalkın kalkın diye bağırıyor ve Atatürk geldi diye bizi koltuklardan kaldırıyordu.

Bazen peygamberimiz de geliyordu. Artık alışmıştık ama iki çocuğu vardı ve biz çaresizdik. Elimizde ne kadar para varsa harcadık. Ama netice alınamıyordu. Bir yakınım dedi ki bir yerde hoca varmış bu tür hastaları iyileştiriyormuş bir götürsek diyecekken ben başladım söylenmeye.

Ağzıma ne gelirse söyledim. Bu çağda hala hocalardan yardım dilenmek çok ayıp. Sana yakışıyor mu ? Allah bilir daha neler dedim hatırlamıyorum . Yakınım ve benimde büyüğüm bittimi diye sordu.

Gitsek ne kaybederiz diye bir sordu.

Kaybetmeyiz her halde dedim. Ertesi sabah saat beşte yola çıktık. Söke Bağarası'na doğru yola koyulduk. Köyün girişine geldiğimizde gördüğüm kalabalık inanılmazdı. Sanki araba pazarı gibi yüzlerce araba ve binlerce insan seli vardı…

Hatta köyün girişinde sadece bu işleri organize etmek için çay ocağı bile vardı. Ben manzarayı gördüğümde şok olmuştum. Biri dedi ki Kenan Paşa bile gelmiş buraya . Ama hoca ona kızmış ihtilal yaptın diye hanımına bakmamış dedi.

Ben de içimden hadi lem dedim…

Çay ocağına gittik birer çay aldık. Çaycıya bir zarf verdik. Çaycı eyvallah abi dedi ve çay ocağını kapattı ve gitti. Biz kapıda bekliyoruz. Binlerce insan gibi.

Ancak sıranın bize gelmesi mümkün görünmüyordu. Aylardır orada bekleyenlerin yanında bizim şansımız sıfır gibi bir şeydi.

İnsanlar karavanla gelip bir aydır bu karavanda kalıyorlarmış.

Çaycı kalabalığın önünü yara yara geldi ve topal ayağıyla kapıya şifreli tokmaklar indirmeye başladı. Kapı anında açıldı. Adam bizim zarfı içeri götürmüştü. Bir müddet sonra bizi çağırdılar. İçeri girdik. Dört beş kişi oturuyordu. İçlerinde hocaya benzeyen kimse yoktu. En ortada oturan benim yüzüme baktı ve sen nasıl olsa inanmıyorsun dışarıda bekle dedi.

İkinci şoku yaşayarak çıktım. Bahçedeki hastaları incelemeye başladım. Öyle güzel kızları getirmişler ki görseniz inanmazsınız. Bir çoğu akli dengelerini kaybetmişler. Orada akıl denilen nimetin ne kadar kıymetli olduğunu anladım.

Anneler babalar çaresiz kapıda bekliyorlar hepsi yüzlerce doktorun kapısını aşındırmışlar ama çaresiz buraya gelmişler. Kimisi Konya'dan kimisi Antalya'dan kimisi ta Almanya dan gelmiş….

İnanılır gibi değildi. O manzaralar sadece görülerek anlaşılabilir diye düşünüyorum.

Ben canım sıkkın bahçeden insanları inceleyerek dolaşıyorken bizim hasta koşa koşa çıktı ve bahçedeki çeşmeye ağzını dayadı. En az yarım saat hiç durmadan su içti. Yüzlerimiz gülüyordu. Bir aydır biz bir yudum su içirememiştik. Suyu içerken boğuluyordu.

Binlerce bekleyen insanın içinden derdimizi çözmüş olmanın huzuru ile ayrılıyorduk. Yolda bir kebapçı gördük ve durduk. Döner kebap aldık ve çimenlerin üstüne oturduk başladık yemeye. Bizim hasta bir iki tekledi ama sonrasında baladı yemeye. Arkasından bir daha yedi. Derken oracıkta düzeldi.

Kendi kendime tövbeler çektim durdum. İnanamadım. Aylarca hastanelerde , onlarca krediler çekerek tedavi ettirmeye çalışmıştık. Ve bir sabah iki saatlik yolculuk ve kabus bitti.

Eve geldik evdekiler inanamadı. Her şey normale girmişti. Hocanın verdiği bir iki muska ve dua vardı onları okuması için bir ağzı dualı aradık ve bulduk. Her sabah geldi ve hocanın yazdıklarını okudu. Hocanın teşhisi ruh karışması olmuş komşusunun ruhundan etkilenmiş ve ruhu komşu kadının ruhuyla karışmış o nedenle bu hale gelmiş!

Eğri doğru hocanın veya medyumun veya cincinin teşhisi buydu.

Ertesi gün hastaneye gittik. Doktora anlattık olanları dinledi ama hiç etkilenmedi. Bu ilaçları artık bir ömür kullanacaksınız dedi ve reçetesini yazdı …

İşte üçüncü medyum la böyle tanışmıştım. Dördüncü medyumlarla ise , bir arkadaşımın oğlu evi terk etmişti çaresiz geri getirmek için yüreği yaralı bir baba ile birlikte gittim. Utanıyor ve gidemiyordu. Ona arkadaşlık ettim. Onlarda inanmıyorlardı ama yanan yüreklerini soğutacak bir iş yapıyor olmaya çalışıyorlardı.

Medyumlarda para kazanmanın yolunu bulmuş millete umut dağıtıyor ve paralarını alıyorlardı.

Gelenlerin içinde eğitimli insanlarda vardı. Hepsi çaresizlikten gelmişlerdi. Doktorlar avukatlar, emniyetten komiser ve polisler

Her meslekten insan vardı.

Ben onlara cins cins sorular soruyor ve onları huzursuz ediyordum.ama onlardan çok gelenler rahatsız oluyor ve onların doğru olduklarına inanmak istiyorlardı.

Sonra polis bastı ve birini tutukladı. İki ay hapis yattı. Gazete manşetlerine çıktı. Sonra yeniden hayatlarına devam ettiler.

Bir gün aklıma geldi ve bu konuda insanları bilgilendirmek için site yapmaya karar verdim. Çıktım tüm kitapçıları dolaştım ve iki bavul dolusu eski yeni kitap aldım. Üç ay inceledikten sonra bir site hazırladım.

İnsanlar medyum denilen sahte insanların tuzağına düşmesinler diye. Site kısa sürede meşhur oldu ve yüzlerce mail gelmeye başladı.

Telefonla arayanların içinde öyle eğitimli insanlar vardı ve öyle uçuk teklifler yapıyorlardı ki dudaklarım her gün üç kez uçukluyordu…

Telefonda medyumlar.com sitesinden istenenleri ve en önemlisi de vaat edilenleri bir bir yazacağım. İşte o zaman göreceksiniz ki, medyumlar suçsuz.

İnsanlar paralarını kendi elleriyle ve zorla veriyorlar. Aman bu paramı al ve bana erkek arkadaşımı geri getir..

Hele bir tanesi üniversitede üst düzey yönetici bir bayan. 10 bin dolar para teklif etti. Bana erkek arkadaşımı geri getirin dedi.

Çarpıcı açıklamalar için çok az bekleyin…Beklediğinize değecek..




(*) Kurumsal Şirketlere Kurumsal Hosting - Bilgi ve sipariş için Tıklayınız

Bu yazı 17/11/2007 tarihinde eklenmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. AKP Bayındır'ı neden kaybetti?
  2. Gezdiler Tozdular EXPO'yu ortada bıraktılar
  3. Emekli Astsubayları kim tahrik ediyor?
  4. Gürsel Tekin'in Kılıçdaroğlu ile Dansı
  5. Aziz Kocaoğlu'nun Hiç Şansı Yok !
  6. Fethullah Gülen Artık Cami İmamı Değil ...
  7. Nuh Tufanı ...
  8. Şebnem Bursalı'nın seveni çok...
  9. Sayın Ahmet Çalık Nerdesin, Yeni Asır Gazetesi Ölüyor !
  10. Muhsin Yazıcıoğlu Aramızdaydı ...
 

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Authors